Başarı insanın potansiyelini hayata yansıtmasıdır. Çocuğun potansiyelini hayata yansıtabilmesi onu destekleyen, onaylayan ve çeşitli görevlerle hayata hazırlayan bir aile ortamında gelişmesiyle mümkündür. Bütün aileler çocuklarının başarılı ve mutlu olmasını ister.

Başarı aileler tarafından doğrudan böyle tanımlanmasa da, toplumsal algı olarak para, güç ve şöhret sahibi olmak olarak görülür ve bunların da doğal olarak mutluluk getireceği kabul edilir. Oysa doyumlu bir hayat yaşamak sorumluluk ve özyeterlik duygularının gelişmesiyle gerçekleşir. Bu da ilk çocukluk yıllarında başlayan ve ilkokul yaşlarında pekişen bir hazırlık sürecinin sonucudur.
İlkokula başlayan bir çocuğun sofranın kurulması ve kaldırılmasına yardım etmesi, yatağını kendi başına yapması, yemek seçmeden kendi başına yemesi, yıkanabilmesi, evdeki temizlik işlerine yardım etmesi, odasını toplaması, yemek yapılırken kesme, ayıklama gibi işleri yaparak yardımcı olması, giyeceğine karar vermesi, evcil hayvanların bakımından sorumlu olması gerekir. Bu tür işler bir bakıma yapana keyif vermeyen işlerdir. Ancak bu işlerin çocuklar tarafından özel bir ödül karşılığı olmadan yapılması hayat için gerekli olan disiplini ve sorumluluk duygusunu kazandırır.
Disiplin çoğunlukla inanıldığı gibi baskı ve zorlama değil tutarlılıktır. Bu da her gün düzenli olarak yapılan küçük şeyler sonucu kazanılır. İnsanları hayatta başarıya götüren de her gün düzenli olarak yaptıkları küçük şeylerdir. Sorumluluk duygusu kişinin kendisine yetmesinin ve kendine güven duymasının temelini oluşturur.
Çocukların hayatını ileri derecede kolaylaştırmak, onların sorumluluk alanında olan görevlerin hepsinin ebeveynler veya evdeki yardımcılar tarafından yapılması çocukları hayat karşısında güçsüz ve beceriksiz bırakmak sonucunu doğurur.
Kentte yaşayan ve evlerinde bakıcı olmayan veya kırsal bölgede yetişen çocuklar yukarıda sıraladığım işleri kendi başlarına yaparlar.  Bazı anneler veya evdeki bakıcılar çocukların hayatlarını ellerinden geldiklerince kolaylaştırmak için günlük hayatın içinde yer alan bütün angaryaları (ödevleri dâhil) onlar yerine yaparlar ve sorumluluk duygusunun gelişmesine engel olurlar.
Hayatın içinde erken yaşlarda kazanılan sorumluluk, yetişkinlik döneminde hesap verme duygusunu doğurur. Ailelerin kendi aralarındaki konuşmalarda “çocuk istemiyorsa / sevmiyorsa yapmasın” sözünü çok duyuyorum. Bunun sonucunda çocukların kendilerine haz vermeyen etkinliklerden uzak tutulması ve bu tür işlerin onlar adına başkaları tarafından yapılması doğal gözükmektedir. Bu işleri yaparak disiplin ve beceri kazanmayan gençlerin hayatta bir konuda derinleşmesi ve sorunlarını çözmesi kolay değildir. Bunun en tipik örneği okumak için ailesinden ayrılarak başka bir kente giden gençlerin ilk yıllarında ciddi başarısızlık yaşamalarıdır. Bu gençlerin bazıları gerçeklerle karşılaşıp kendisini beklentilere göre düzenler, bazıları ise uzun zaman ailelerini aldatmaya devam eder.
Bugün birçok özel okulda anneler kurdukları özel WhatsApp gruplarıyla çocukların ödevlerini izliyor, öğretmen davranışlarını denetliyor ve çocuklarının beyanlarından yola çıkarak uygun bulmadıkları durumlarda öğretmenlere müdahale etme hakkını kendilerinde buluyor. Erken yaşlar çocuğun ilişki sorunlarını çözmeyi öğrenmesi için en uygun dönemdir. Çok kere ebeveynler sorunlara dâhil olarak onun adına sorunu çözerek bu becerinin gelişmesine engel oluyor. Basitleştirerek söylersek hayat başarısı üç temel üzerine oturur. Birincisi insanın yatkın olduğu işi yapmasıdır. İkincisi zora ve zahmete katlanmayı göze alarak terlemesidir. Üçüncüsü de insan ilişkilerinde iyi olmasıdır.  Bu özelliklerin kazanılmasında ailenin tutumu okul kadar önemlidir.
Çocukla vakit geçirmek, konuşmaktan çok konuşturmak ve dinlemek, bunun için sorular sormak, ebeveynin söylemek istediğini çocuğa söyletmek önem taşır. Ebeveynlerin çocuklarına kazandırmaları gereken en temel özellik, yeterlilik duygusudur. Özyeterlilik bir işi başarmak veya bir sorunla başa çıkmak için kişinin kendi becerilerine duyduğu inançtır. Özyeterliliğe sahip bir kişi sorunla başa çıkamadığı veya başarısız olduğu durumda vazgeçmez, geri çekilmez ve tekrar denemek için girişimde bulunur. Hayatı kendi ebeveynleri tarafından aşırı kolaylaştırılmış ve her aşamada karşılaştıkları sorunlar onlar tarafından çözülmüş olan çocuklar yetişkin olduklarında özyeterlilik geliştiremezler. Çünkü onlar gündelik basit sorunlarının da başkaları tarafından çözülmesine alışık oldukları için birilerinin onlar adına sorunları çözmesini bekler, bu olmadığında da haksızlığa uğradıkları duygusunu yaşarlar.
HAYAT BAŞARISI
Potansiyel, baskı altında ortaya çıkar. Konfor alanında yaşanan bir hayattan mücadele sonucu kazanılmış bir başarı çıkmaz. Ders çalışmaktan başka hiçbir sorumluluk almamış ve hiçbir baskıyla karşılaşmamış olan bu çocuklardan yetişkinliklerinde zorlukları aşmalarını, hayatla mücadele etmelerini beklemek gerçekçi değildir.  
SONUÇ
Bir hayatın içinde acı, sıkıntı, üzüntü, başarısızlık ve hayal kırıklığı yoksa o hayat anlamsız ve boş bir hayattır.  Çocuklarımızı hayatın kolay tarafına çektikçe ve onları her şeye hakları olduklarına inandırdıkça onlara iyilik etmiyor, potansiyellerini hayata yansıtmalarına engel oluyor ve üstelik niyetimiz bu olmadığı hâlde, onları uzun vadede mutsuz ediyoruz.

Prof. Dr. Acar Baltaş



Back to top